Geçtiğimiz hafta düzenlenen kitap fuarı nedeniyle Kayseri’deydim. Kayseri’ye ilk defa gidiyordum, Konya’ya benzetilmesi dışında fazla bilgim yoktu.
Şehir hakkında ilk bilgileri yemekle ilgili araştırmaları için Konya ve Kayseri’ye gelen Amerikalı yazar Margo True’den almıştım. Şehre gidip döndükten sonra, “Kayseri için, mantının başkenti diyebilir miyim?” diye sormuştu. Mantıya öylesine tutulmuştu ki bana Kaşıkla Mantı’nın kartını getirmiş ve Kayseri’ye gidince mutlaka uğramamı istemişti.
Mantı, pastırma şüphesiz güzel lezzetlerdi ama giderken benim gönlümde ilk olarak Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tirmizî Hazretleri’nin makamını ziyaret etmek yatıyordu. Şükür ki ilk ziyaretim oraya nasip oldu. Tirmizî Hazretleri, Hz. Mevlânâ’nın hocasıydı. Hz. Mevlânâ’nın ilk eğitimini gerçekleştiren babasının Hakk’a yürüdüğü kendisine malum olduğunda, her işi bırakıp Konya’ya gelerek Hz. Mevlânâ’nın babasından yarım kalan eğitimini tamamlayarak Kayseri’ye dönmek istemiş; çok üzülen öğrencisine ise “Sen artık tüm dünyevi ve uhrevi bilgilerle olgunlaşmış kemalatın zirvesinde bir gönül erisin. Hiçbir eksiğin kalmadı ama bundan sonra sana gelecek bir dostla (Hz. Şems-i Tebrizi) birbirinizi tamamlayacaksınız; sonra da oğul sen yazıp söyleyeceklerinle ilim dünyasını rahmetlere boğacaksın. Yeryüzünde yaşarken ölü gezenler, senin sunacağın aşkla mana aleminde yeniden dirilecekler.” deyip Kayseri’ye dönmüştür. Mana alemlerinin bu doruk noktalarını ziyaret etmekten daha heyecan verici ve mutlu ne olabilir? Allah herkese nasip etsin.
İkinci durağım ise coğrafi şartların Kayseri’ye bahşettiği ve yazın bile tepelerinden karın eksik olmadığı bir doruk noktası olan Erciyes Dağı’ydı. Kar vardı ama bu mevsimin karları yumuşak olduğu için kayak yapılamıyordu. Yine de zirveye oldukça yaklaşmak ve tepelerden Kayseri’yi seyretmek müthiş güzeldi.
Sonraki durağımız çok kolaydı; çünkü tarihî eserlerin tümü şehrin ortasında bulunan bir parkın etrafında yer alıyordu. Zaman azlığından koştururcasına gezdiğimiz yerler için, geniş caddeleriyle ferah bir şehir olan Kayseri’ye bir daha gitmek farz oldu.
Şimdi yemeklere gelebiliriz, sevgili okuyucularım. Margo’nun bahsettiği mantı gerçekten güzeldi; ancak Hunat Hatun Medresesi bahçesinde kurulan bir kermeste, ertesi gün Yasin Urun ve Serhan Büyükkeçeci ile yediğimiz mantı da inanın aynı güzellikteydi. Evlerde daha da güzel yapıldığı kesin.
Kayseri’ye gidince gilaburu (Viburnum opulus) içmeden dönmemem söylendi. Böbrek taşlarının da düşürülmesine yarayan bu içki ilde yaygın kullanılıyor. Meyvelerinden turşu da yapılıyormuş.
Kayseri, mantıyla birlikte pastırma ve sucuğun da başkenti kabul edilebilir. Ancak Kayserili dostlar kokusu nedeniyle pastırmanın eskisi kadar yenilmediğini belirttiler.
Zaman
|